Yaşasın Vatan! Yaşasın Millet! Yaşasın Hürriyet!

 

Hürriyet kahrmanlarıTürkiye, Hürriyet’in ilanının 23 Temmuz 2008’deki 100. yılına, şimdi artık örgütleyicilerinin bir kısmınca dahi kumpas veya düzmece olarak nitelendirilen “darbe operasyonları”nın gölgesinde girmişti. 107. yıla ise terörle kuşatılmış bir şekilde giriyor. 2008’de, 100. yılda, Niyazi ve Enver Beylerin katıksız yurtseverliği hedef tahtasına oturtulmuştu. Cemiyet-i Mukaddesenin adı suç örgütlerinin kaynağı olarak zikrediliyordu. Bu saçmalık belirli bir kesimde halen devam ediyor. Neticesinde, aklıselimden uzaklaşmış bir ülke olmanın sıkıntıları daha da fazla hissediliyor. En kötüsü; Temmuz 2015’e, inkılâbın 107. yılına emperyalizmin tetikçilerinin güç gösterileri, vahşi cinayetleri damga vuruyor.

 

Ülkemizde 1935’ten beri Hürriyet Bayramı kutlanmıyor. Türk ve dünya tarihinin bu müstesna günlerini anmamak, inkılâbın köklerinden ve inkılâbı besleyen memleketin ruhundan uzaklaşmak anlamına da geldi. Böylece, pekâlâ hem Doğulu hem Batılı olabilecekken, ne Doğulu ne Batılı olabilmiş bir toplum yaratıldı. Köklerimiz ve geçmişimiz karikatürize edildi. Yerleşik siyaset, yurduna yabancı tipler yetiştirdi. Günübirlikçiliğin yaşam alışkanlığı olarak toplumda kökleşmesini kolaylaştırdı. Esasında, yerleşik siyaset uzunca bir süredir insanımızda çözümsüzlük ve çaresizlik hissini olağanlaştırmaktan başka bir işleve sahip değildir. Bu ortamda umudu canlandırmak için evvela 1908’i, Türk inkılâbını hatırlamak gerekir.

 

1908 nedir?

 

23 Temmuz 1908 Namık Kemal Bey’in rüyasının gerçek olduğu tarihtir. İstibdadın, acısını hala unutamadığı o müthiş tokadın atıldığı gündür. Cemiyetin 19 yıllık, Jön Türklerin onlarca yıllık çabalarının nihayet meyve verdiği noktadır.

 

İnkılâp olağandır, sıradandır. Rusya’daki, İran’daki, Meksika’daki hürriyet kavgalarından farklı değildir. İnsanın özgürlük arayışının bir parçasıdır. Aynı zamanda -her inkılâp gibi- özgündür, farklıdır. Balkanlar’ın ve Anadolu’nun ruhunun bir yansımasıdır. Niyazi Bey’in saf ruhu, Enver Bey’in mutluluk gözyaşları, İstanbul çocuklarının susmak bilmez oyun çığlıkları, hürriyet coşkusuyla gözüne uyku girmeyen küçük Efthimios’tur inkılâp. Türk inkılâbı yahut 1908; müstebitin çay ve bisküvi ikramını kabul etmeyen, onu alkışlamayan Harbiye talebesidir. Nazilli Redif taburudur. İstanbul’u beklemeksizin Hürriyeti ilan eden Manastır, Selanik, Preşova, Köprü, Üsküp ve Serez’dir.

 

1908; hürriyet, müsavat ve uhuvvete ek olarak adalettir. Ayağa kalkan Sinop, Kastamonu, Erzurum ve Diyarbakır’dır. Balkanlardan çektiği telgrafta Erzurum’da yapılan zulmün milleti korkutmadığını haykıran, süslü karyolalarda rütbe kazanan hanım tabiatlı İstanbul paşaları ile pençeleşmenin eğlenceli olduğunu belirten Hürriyet Kahramanı Niyazi Bey’dir. Perde arkasındaki Reis-i Sanî’dir. Meşveret’tir, Şura-yı Ümmettir. Hattab Kıraathanesi ve İncir Ağacı içtimalarındaki Konyalı, Diyarbakırlı, Ohrili, Arapkirli, Kafkasyalı gençlerdir. Vatan ve Hürriyet’tir, Can-Veren’dir, Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’dir. Nihayet ve de illaki İttihat ve Terakki’dir!

 

2015’te olan biten ve sonrası

 

Türk inkılâbı 107 yıl boyunca pek çok saldırıya ve dost ateşine maruz kaldı. Öldürmeyen darbe güçlendirir. Ağır yarası, Türk inkılâbının gelecekteki darbelere karşı bağışıklık kazanmasını sağlayacaktır. Potansiyelini tüketmemiş bir devrim zorlamayla ortadan kaldırılamaz, tarih sahnesinden silinip atılamaz. Merhum Erol Şadi Erdinç’in ifadesi ile “evvela bir ruh” olan İttihatçılık bu topraklardan sökülüp atılmadıkça umut bitmez. Ve İttihatçılık bu toprakların kökündedir, mayasındadır; sökülüp atılamaz.

 

Hürriyet, müsavat, uhuvvet, adalet çizgisi önümüzdeki yıllarda yenilenmiş ve tahkim edilmiş rotasında, özgün araçlarıyla yoluna devam edecektir. İnkılâbın ruhu Ankara’da, İstanbul’da, Samsun’da, Erzurum’da, Sivas’ta, İzmir’de ve ülkemizin her bir köşesinde yaşayacak; yüzlerce yıllık Hitit güneşi Anadolu’yu aydınlatmaya devam edecektir. İttihadın güçlü dalgaları er geç kıyılara vuracak, sinmiş-bezmiş görünen millet yine birlik olacaktır. Talat Bey listesini cebinde taşıdığı hırsızları tasfiye edememişti ama İttihat başladığı işi geç de olsa layıkıyla bitirecektir. 20. asır devrimleri üzerine temellenen Türkiye Cumhuriyeti en güçlü biçimde toparlanacak, dünyaya yeni bir söz söyleyecek, ezilen ve sömürülen insanlığa yeni bir soluk olacaktır.

 

İnkılâbın 107. yılında; içinden geçtiğimiz günlerde umutsuzluk deryasında boğulmaya çalışılan Türk aydınlarını toparlanmaya ve birleşmeye çağırıyoruz. Zamanı geçmiş, etkisiz, çaptan düşmüş ve artık ülkeye zarardan başka bir şey vermeyen adreslerden uzaklaşmaya, birlikte üretmeye davet ediyoruz. Türk insanını kan ve şiddet sarmalından uzak durmaya, öncelikle durup düşünmeye, sonra sağlıklı adımlar atmaya çağırıyoruz. Yerleşik siyaset erbabına ise, Allah’ın verdiği nefesi boşa harcamamak adına, susmayı öneriyoruz.

 

Ve nihayet; 107. yılında Türk inkılâbının kahramanlarının aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, inkılâbın gerçekleşmesine katkıda bulunan her bir yurttaşı rahmet ve minnetle anıyor, zamanında istibdada karşı tek yumruk olduğumuz bugün sınırlarımız dışında yaşayan dost ve kardeş ülke halklarını selamlıyor, inkılâpçı ruhun ebediyen yaşayacağını ilan ediyoruz.

Yeni Düşünce/Hareket: Basra Harap Olmadan Önce Aklıselim Çizgisini Geliştirmek

Günümüz Türk toplumunda, şüphesiz ki akıllı bireyler bulunmaktadır. Ancak toplumsal hareketlerin akıllıca davrandıklarını söylemek olanaksızdır. Akıllı bir siyasal/toplumsal hareket kendini asla tamamlanmış saymaz, sürekli öğrenmeyi esas alır. Mevcut hareketler ise bu noktadan çok uzaktadırlar. Siyasal aktörler genellikle gündelik çıkar ve hesaplara yoğunlaşmış durumdadırlar. Ufukları geniş değildir. Memleketin ve dünyanın uzun vadedeki durumunu öngörmek bir yana, birkaç yıl sonrasını hesaplayabilecek kapasiteden dahi uzakta bulunmaktadırlar. Kısır bir döngünün içine sıkışmış vaziyettedirler. Çevrelerindeki insanları da döngünün parçaları haline getiren çeşitli mekanizmalara sahiptirler.

Her koşulda kendisini var eden hürriyetçi bir düşünce ve eylem çizgisini ifade eden İttihat ve Terakki, kısır döngüyü parçalayarak aklıselimi esas alan bir düşünce/hareket geliştirme misyonu ile mücehhezdir. Aklıselimi esas alan bir tutum daha anlayışlı ve barışçı bir düşünsel/eylemsel çizginin siyasal/toplumsal yaşamda egemenliğini amaçlar. Bireyi feda etmeksizin umumun maslahatını gözetir. Aklıselimi esas alan bir hareketin savaş, ekonomik kriz gibi olgu ve ihtimallere yaklaşımı günübirlikçi eğilimlerin yaklaşımlarından çok farklıdır. Yine, aklıselimi esas alan bir hareket, denenmiş ve sonuçsuzluğu gözlemlenmiş yollarda ısrar etmez. Aklıselimi ortalamacılık olarak algılamaz. Ülkeyi felakete sürükleyecek çılgınlıkların ortağı ve destekçisi olmaz. Ancak güvenlik adına da yenilikçilikten feragat ederek toplumun hayat kaynaklarını kurutmaz. Hepsinden önemlisi, Basra harap olmadan önce sorumluluğunu yerine getirme bilinciyle hareket eder.

Ulusal Birlik Hükümeti: Üç Temel Konu; Sorunlar ve İmkânlar

2015 seçim sonuçları bir tür belirsizlik dönemini beraberinde getirdi. Günler ilerledikçe kamuoyunun ilgisi, yapısal sorunların çözüm alternatiflerinden günübirlikçi siyasetin küçük hesap ve pazarlık süreçlerine kaymaya başladı. Günübirlikçi siyasetin kısıtlı potansiyeline ve aldatıcı rolüne seçim öncesindeki değerlendirme yazımızda değinilmişti. Bununla birlikte, sonuçların ortaya çıkardığı tablonun bir ulusal birlik hükümetinin kurulmasına -teknik anlamda- olanak sağladığı belirtilmelidir. Kemikleşmiş sorunlarla başa çıkabilmek için, reel-politik arenada gündelik çıkar ve ilgilerin bir tarafa bırakılıp ulusal birlik hükümetinin hayata geçirilmesi dışında sağlıklı/uygulanabilir bir çözüm de görünmemektedir. Beyaz sayfa hükümeti olarak da adlandırılabilecek ulusal birlik hükümeti, toplumun geniş kesimlerinin yaygınlaşarak kanıksanan ahlaki çürümeyi fark etmesini ve bununla hesaplaşmasını sağlayarak tarihsel rolünü oynayabilir. Meclis çoğunluğunun desteğini arkasında bulunduracak bir ulusal birlik hükümeti üç temel konuya yoğunlaşarak Türkiye’nin yapısal sorunlarının çözümü ve yakın dönemdeki ahlaki tahribatın giderilmesi noktalarında ciddi katkılar sunabilir:

1 – Ulusal birlik hükümeti kamuoyu vicdanını yaralayan yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına yönelik yargı süreçlerinin sekteye uğratılmasını önleyerek dürüst insanlara cesaret verebilir, toplumun geleceğe güvenle bakmasını sağlayabilir.
2 – İş güvenliği ile ilgili acil önlemler geliştirerek yeni Soma, Ermenek ve Mecidiyeköy hadiselerinin önüne geçebilir. İş cinayetlerine ilişkin yargı süreçlerinin sulandırılmalarını engelleyerek işçi haklarına dair gelecekteki kalıcı kazanımların yolunu açabilir.
3 – Dış ilişkiler konusunda geçmişte atılan yanlış adımları düzeltici önlemler alarak Türkiye’yi ateş çemberinin ortasından kurtaracak tedbirleri hayata geçirebilir. Mültecilerin barındırılmaları ve insani yardımın sürdürülebilir yönetimi konularında sağlıklı adımlar atabilir.

Zikrettiğimiz üç temel konu insanımızın bugünkü temel problemlerine ve sürdürülebilir bir yönetimin anahtarlarına işaret etmektedir. Ahlaki çürümeyi ortadan kaldırmanın, toplumsal kutuplaşmayı azaltmanın, hukuk dışı uygulamalara imkân vermemenin hâlihazırdaki uygulanabilir yolu budur. Ulusal birlik hükümeti ile etnik ve mezhepsel bölünme riski azaltılabilir; istibdadın boğucu atmosferinden kurtulan insanlarımızın tarafgir yaklaşımlardan uzaklaşarak her konuda hakikati arama yönünde ilerlemeleri teşvik edilebilir.

Üç temel konunun merkeze alınması ve görevlendirmelerde tartışmalı isimlerden kaçınılması durumunda ulusal birlik hükümetinin sağlıklı bir biçimde hayata geçmemesi için bir neden yoktur. Ulusal birlik hükümeti bileşenleri her konuda anlaşmak zorunda değildirler. İhtilaflı ve ikinci dereceden konuları gerekirse rafa kaldırabilir bir tarza sahip olmalıdırlar. Bunun için ulusal birlik hükümeti sade, anlaşılabilir bir koalisyon protokolü ile hareket etmeli; boş vaatlerin değil sağlıklı icraatın hükümeti olmalıdır. Kuruluşundan itibaren şeffaf bir işleyişi benimsemeli, temel perspektif ve hedeflerini kamuoyu ile tam anlamıyla paylaşmalı ve desteğini artırıcı bir çaba içinde olmalıdır. Toplumun hiçbir kesimini dışlamayan, aksine bütün kesimleri ulusal birlik sürecine katılım noktasında cesaretlendiren bir dil kullanmalıdır.

Şüphesiz, ulusal birlik hükümeti olasılığının hayata geçirilmesinin önünde bir takım ciddi engeller bulunmaktadır. Bunların başlıcaları, mevcut siyasal partilere egemen çevrelerin yerleşik çıkarları ve ufuktan yoksun siyasal algılarıdır. Yazının başında, oluşan siyasal tablonun teknik anlamda ulusal birlik hükümetini oluşturmaya imkân sağladığı belirtilmişti. Aktörlerin niyet, ilgi ve yönelimleri açısından ise durum bu şekilde seyretmemektedir. Bilakis, mevcut aktörlerce atılabilecek adımların ulus içinde oluşturulmaya ve/veya güçlendirilmeye çalışılan ayrılık noktalarını tahkim etme riski bulunmaktadır. Etkili mevkilerde bulunanların çoğunluğu sorumlu olmaktan ziyade hesapçı görüntüler sergilemektedirler. Hâlbuki insanımızın ve ülkemizin geleceği açısından, Somalı madencilerin ve Ali İsmail Korkmaz’ın katillerinin peşine düş(e)meyen, Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü herhangi bir şekilde tartışmaya açan hiçbir iktidar alternatifinin değeri olmayacaktır.

Ulusal birlik hükümeti alternatifini geliştirmeye çalışmak yerine Namık Kemal’in manevi mimarı olduğu Türk inkılâbının kazanımlarına savaş açanlara herhangi bir biçimde arka çıkanlar, sonraki nesillerce olsa olsa Nam-ı Kemal olarak anılacaklardır. Velhasıl-ı kelam, ulusal birlik hükümetini kurma ve kurulduğu takdirde ilkeli biçimde yürütme konusundaki çabaları, muhalefet partilerinin yıllardır “ortaklaşa” dillendirdikleri şikâyetler hususunda ne kadar samimi olduklarını ortaya koyan bir gösterge işlevine sahip olacaktır. Pusulalarının ay yıldıza mı yoksa elli yıldıza mı, hürriyete mi yoksa istibdada mı işaret ettiğini belirleyecektir. Ayrılıkçılık başta olmak üzere Türkiye içindeki bütün siyasal yaklaşımların gerçek konumlanışlarını, emperyalizm karşısındaki duruşlarını ve toplumsal/siyasal kapasitelerini de açığa çıkaracaktır.

Seçim, Geçim ve Ötesi

2015 Haziran ayının gündemlerinden biri 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi. Muhtemel sonuçlar akla hayırlı alternatifler getirmiyor. Bir test sorusunun “e” şıkkı gibi, beklenen seçim sonuçlarının hemen “hepsi” yeryüzündeki elli yıldıza işaret ediyor. Gerek olası tek parti iktidarı, gerekse muhtemel koalisyon alternatifleri Türkiye’nin temel meselelerinin çözümünde ilerleme kaydedebilecek bir umut barındırmıyor. Umut uzun soluklu, her daim yeni tecrübelerle zenginleşen toplumsal mücadelededir. Gelecek; sırtında kamburu olmayan, kimseye diyet borcu bulunmayan, aklıselimi rehber edinmiş, özgüven sahibi ve soğukkanlı bir yeni toplumsal hareketin olacaktır. Yalnızca böylesi bir hareket kangrenleşmiş sorunlara çözüm üreterek ülkemizin önünü açabilir. Şüphesiz, geçim sorunu başta olmak üzere, ülkemizin acil müdahale gerektiren sorunları da vardır. Ancak böyle sorunlar için dahi günübirlikçi siyaset yetersiz kalmaktadır. Günübirlikçi siyaseti önce zihinlerimizden, sonra da hayatımızdan aşama aşama çıkarmak ülkemiz ve insanlık için hayırlı sonuçlar üretecektir. Zaman, bütün enerjimizi ve umutlarımızı bir kez daha arkamızda bırakmamak için yüzümüzü insanımıza döndürme; kimliğini siyasi parti isimlerinde kaybetmiş güzel kelimelere tekrar anlam kazandırmak için adımlarımızı kaplumbağalara uydurma; yönümüzü doğrultmak için gözlerimizi toprağa, karınca yuvalarına çevirme zamanıdır…

Niyet Hayır Akıbet Hayır: Yeni Bir Sayfa Açmak

Ülkemiz önce ısmarlama haritalarda, sonra zihinlerde parçalandı. İnsanlarımız birbirine düşürüldü. Çaresizlik hissi ve korku yüreklerde günbegün büyüdü. Kurtuluş için kirlenmiş alternatifler adres gösterildi. Korku imparatorluğuna zarar veremeyecek, dahası onun uzantısı olarak işlev görebilecek oluşumlar sahneye sürüldü. Sahte muhalefet kanallarında kamuoyunun enerjisi tüketildi. Ülkeye, adalete ve insana inançsızlık virüs gibi yayıldı… Lakin artık çağdaş Türkiye çözümsüz değil. Önce çelme takılan, sonra sırtından ve nihayet göğsünden hançerlenen Türk inkılâbının fikri mirasçıları olarak artık yeni bir sayfa açıyoruz. Emperyalist projelerde figüranlık değil, insanlığın eşitlik ve özgürlük mücadelesinde öncülük yapacak bir ülke inşa edeceğiz. Bağımsız ve demokratik bir Türkiye’yi adım adım, sabır ve sevgiyle kuracağız. İşimiz zor. Ancak zorlukla beraber kolaylıklar da olduğunun bilincindeyiz. Eşit ve özgür bir insanlık, herkes için mutlu bir yaşam amaçlıyoruz. Merkezinde çocukların yer aldığı bir dünya kurmak istiyoruz. Odağımızda gündelik siyasal çekişmeler değil insanlığın binlerce yıllık ekmek, hürriyet ve adalet mücadelesi yer alıyor. Yüzümüz Atlantik’e değil Yenisey’e dönük. Ayaklarımız Anadolu topraklarına basıyor. Daha güzel bir Türkiye ve dünyanın kurulacağını biliyoruz. Dünyaya yeni bir söz söyleyecek, uzak diyarların çocuklarının da yüzünü güldürecek, yeryüzünde kalıcı barışı inşa edecek bir hareketin bereketli Anadolu topraklarından çıkacağına inanıyoruz…

Uzun lafın kısası, hürriyet bayrağı yeniden yükseltiliyor. Yine bir Haziran gününde, Söğüt ocağının o hiç sönmez ateşi yeniden harlanıyor. İttihat ve Terakki ruhu harekete geçiyor.

Yaşasın vatan!

Yaşasın hürriyet!

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Başlangıç

Türkiye için, çocuklar için, insanlık için, yaşam için;

Ertelemeden, suçlamadan, neşeyle, heyecanla, sükûnetle, yeniden öğrenmeye;

Üretilen düşünceyi ve pratiği insanlığın ortak birikimi olarak değerlendirmeye;

İttihat ve Terakki ile,

Hürriyet, müsavat, uhuvvet, adalete…